Artık “push” değil “pull” pazarlama zamanı!
Posted on | September 1, 2010 | No Comments
Kime söylüyorum ben?
Aşağıdaki video Hubspot tarafından 2 sene önce çekilmiş. Ama maalesef, hala birçok pazarlamacı “pull” pazarlama konseptini ve gereğini tam anlayabilmiş değil.
Tamamını seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim;
Tags: pazarlama > pazarlama trendleri > sosyal pazarlama > web pazarlama
Yavşak Stratejiler, Yavşak Pazarlama
Posted on | August 25, 2010 | 5 Comments
Dün akşam Cüneyt Özdemir’in 5N1K programını dinledim, özellikle konuk olarak Fazıl Say‘ın yorumları dikkatimi çekti, ve bu konunun strateji ve pazarlama’ya yansıması hakkında fikirlerimi paylaşmak istedim.
Fazıl Say’ın “Arabesk Yavşaklığı” üzerinde ciddi bir sıkıntısı var; kendisi kalitesiz, içi sulandırılmış ve maalesef populasyonun %99′unun rağbet gösterdiği müziklerden duyduğu rahatsızlığı biraz da sinirli bir şekilde argo bir terimle tanımladı. Kendisinin uzun seneler müzik konusunda dünyanın en üst düzeyinde yaptığı çalışmalar ve tecrübeler karşısında toplumun kolaycılığa kaçıp, kendi söylemiyle “yavşaklaşmasından” duyduğu sıkıntıyı paylaşmaya çalışıyordu. Bu kolaycılığı doğru bulmuyordu ve bunun karşısında farkındalığı yaratmaya çalışıyordu.
Ben aslında rahatsız insanları severim, hatta rahatsızlığı bana strateji ve pazarlama konularında yaşadığım rahatsızlığı açıklayabilmem açısından yol gösterici oldu. Strateji konusu (özellikle de pazarlama stratejileri’nde) ülkemizde o kadar sulandırılmış ve teknik açıdan yanlış şekilde ele alınmakta ki…
Gerçekten birçok şirketin kolaya kaçarak, sulandırılmış şekilde stratejiler belirlemesi ve pazarlama yapmaya çalışması beni de ciddi şekilde rahatsız ediyor. Tüm pazarlama servisleri şirketlerinde, ajanslarda, marka yönetimlerinde bu sulandırılmışlığı, pazarlama stratejilerine yalnızca yüzeysel dokunmayı görebiliyorum ve çok rahatsız oluyorum. Aynı Fazıl Say’ın müzik örneğinde olduğu gibi maalesef genelde marka yönetimlerine bu sulandırılmış, kalitesiz stratejiler daha rahatlıkla ve çoklukla satılabiliyor. Ama işi doğru ve Fazıl Say gibi ciddi bir eğitim ve tecrübeyle yapmaya kalkılınca da ülkemizde pek alıcı çıkmayabiliyor.
Fazıl Say yine bu noktaya Bertrand Russell’dan çok güzel bir sözle deyindi, yazımı bununla noktalamak istiyorum;
“Birşey yanlışsa, milyonlarca kişi o yanlışı savunsa da, o yine de yanlıştır”
Otomotiv ve Pazarlama
Posted on | August 10, 2010 | No Comments
Bu yazı MarkaStrateji.com sitesi için hazırlanmıştır.
Millward Brown otomotivde bu seneni en değerli 10 markasını açıkladı. Rapor sektörel olarak incelendiğinde, analizi yapılan 16 sektör arasında en kötü performansı -%15 ile otomotiv sektörü aldı. Bu da bu sene otomotiv markalarının pazarlama açısından doğru yatırımlar yapma gerekliliğini iyice yüz üstüne çıkardı.
Raporda marka değeri en çok değişen sektörlerin başında ise Finans (+12%) ile birlikte yine Otomotiv (-%15) sektörü gözüktü. Otomotiv sektörü tüketici güveni açısından çok kötü bir sene geride bırakarak sektör olarak değer kaybederken bu senenin en çok kazanan markaları olarak Ford (+20%) ve VW (+19%) gözüktü. Kayıpların başını ise Porsche (-31%) ve Toyota (-27%) çekti. Toyota’nın recall (geri çağırma) problemlerinin markaya ciddi zarar verdiği böylece bu çalışma ile tekrar göz önüne çıktı. Toyota güçlü markası sayesinde bu sene içerisinde muhakkak markaya gelen bu büyük çaplı hasarı onaracaktır.
Raporda otomotiv pazarlaması açısından ilgi çeken konuların başında Sosyal Medyanın markalar üzerindeki etkisinin artmasıydı. Ford’un gençlere yönelik Fiesta modelini 100 bloggera, araba hakkında yazı yazması için vermesi, başarılı bir örnek olarak anıldı ve bu çalışma sonucunda yayılan pozitif “buzz” sayesinde 50,000 kişinin araç hakkında bilgi talep ettiği paylaşıldı.
Duygusal elementleri daha çok içerisinde taşıyan otomotiv markaları, marka yönetiminde komünite oluşturmayı ve sosyal medyayı etkin kullanmayı öne çıkararak bu duygusal bağı daha iyi işleyebilirler. Bu bağlamda VodacoAgency’nin “Otomotiv Sektöründe Sosyal Medya Kullanımı” konusunda yaptığı araştırma da da paylaşılan bulgular otomotiv sektöründe pazarlama açısından sosyal medya’nın çok öne çıkabileceği gerçeğinin altını çizmekte olduğunu hatırlatmak isterim.
Rapordaki önemli tesbitlerden biri de pazarlamada devamlı olarak altını çizdiğimiz bir dinamiği tekrardan net olarak ortaya koydu; internet, araba satışı konusunu önümüzdeki 5 sene içerisinde çok ciddi bir şekilde değiştirecek. Marka bağımlılığı, teknoloji ve özelliklere odaklı olarak değer peşinde koşan tüketiciler dolayısıyla, düşerken, bu genç tüketiciler gittikçe online kaynakları bilgi almak için kullanmaya başladılar. Bu değişim ise kaçınılmaz olarak uzun vadede bayilik sisteminin satış üzerindeki etkisini düşürecek ve arabaların satışı konusunda yepyeni bir modele doğru sektörü taşıyacak.
Aşağıda Millward Brown’a göre en değerli on markayı görebilirsiniz (raporun tümünün linlki );

İlk beş markanın 3ü Almanya’dan (BMW, Mercedes ve Porsche) 2si Japonya’dan (Toyota ve Honda) gelirken Amerikan markaları ilk onda yalnız Ford ile temsil edildi. Ülkemizde çok değerli bir marka olan Fiat’ın ve yine Fiat’ın kuvvetli bir markası olan Ferrari’nin listede yer almaması ise kayda değer olarak gözüktü. Hyundai ve Kia ilk 10 listesinde olmasa da hızla yükselen marka değerleri ile iyi konumlandırılmış olduklarını bir kez daha gösterdi. Kore markaları gelişen tasarımları ve güçlü değer sunumlarıyla gelecekte en değerli markalar açısından ciddi bir rakip olacaklarını hissettirdiler.
SeedCamp 2010 planında Türkiye yok
Posted on | December 18, 2009 | No Comments
Umarım 2011 planına Istanbul da girer.
2010 planındaki SeedCamplerin listesi aşşağıda:
Zagreb – 11th February
Prague – 2nd March
Barcelona – 23rd March
Paris – 15th April
Tel Aviv – 6th May
Copenhagen – 27th May
Berlin – 16th June
London – 20th July
Seedcamp hakkında detaylı bilgiye Seedcamp sitesinden ulaşabilirsiniz.
MBA önerileri
Posted on | October 9, 2009 | No Comments
MBA hakkındaki tecrübelerim ve fikirlerimi paylaşacağım “MBA Advice from the experts” panelindeki konuşmam yarın (10 Ekim, 2009) Swissotel’de.

ISS MBA Advice from the experts - Swissotel Bosphorus
Turkcell Kurumsal Blog
Posted on | September 9, 2009 | 1 Comment
Geçen hafta açılan Turkcell kurumsal bloğunu kısa bir analiz etmek istiyorum. Turkcell kurumsal bloğu şu anda çok basit bir yapı ve görünümde olmasına ve çok az bir içerikle (şu an yedi yazı var) açılmasına rağmen, güzel bir başlangıç olmuş. Özellikle hakkımızda bölümünde yazanlara bloğun yönetiminde uyulursa, Türkiye için örnek bir kurumsal blog olabileceğine inanıyorum.
Turkcell Blog’da Ne var Ne yok? Yazısında özellikle şu bölüm hoşuma gitti;
“Blog’da ne mi yok? Reklam kokan hareketler, gerçek olmayan bilgiler, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş yazılar, emeğe saygısızlık, güncel olmayan içerikler”
İçerikte en hoşuma giden bölüm, Ali Poyrazoğlu’nun işe ruhunu kat adlı videosuydu, seyretmenizi tavsiye ederim.
Blog şu anda ilk adımında olsa da, Vodaco’da web projelerini incelediğimiz beş boyuttaki yorumlarımı aşağıda bulabilirsiniz;
1) Temel İhtiyaçlar
Site amaçları gerçekçi ve düzgün bir şekilde çıkarılmış.
Blog okuyucularının ihtiyaçları ise sitenin açılımı olan Eylül ayı sonunda UserVoice veya site üzerinden yapılacak bir anketle toplanılabilir. Daha önce bu konuda bir araştırma yapılmış olsa dahi, gerçek kullanıcılardan alınacak bilgiler önce yapılan çalışmalardan (eğer yapıldıysa) değerli olacaktır.
Marka konumlandırma açısından gerekli ihtiyaçların karşılanması daha uzun soluklu bir konu.Bloğun ileriki dönemlerdeki yönetimi ve editoryal kuvveti bunu daha net gösterecek. Umarız bu konuda, hem hedefler net bir şekilde belirlenmiştir, hem de Turkcell’in iletişim bölümündeki üst düzey yöneticilerin bloğu belli aralıklarla takip etmeleri, süreçsel olarak projenin içerisinde planlanmıştır.
2) Spesifikasyonlar (Fonksiyonel ihtiyaçlar / Teknik Özellikler / İçerik ihtiyaçları)
Şu anda bloglarda kullanılan birçok özellik şu anda Turkcell Bloğunda yok (mesela TechCrunch gibi bloglarda olan özelliklerin bir kurumsal blogda olmaması için hiçbir sebep yok). Bu özellikler interaktiviteye ve Community yaratımına destek olacaklardır. Bu konuda, Feedbackler için UserVoice’u tavsiye ederim. Böylece; kullanıcı istekleri, blogda yazılması istenen içerikler ve de özellikle genç kitlenin blogda arayacağı fonksiyonalitenin daha hızlı fark edilmesi ve projeye dahil edilmesi sağlanabilir.
Ayrıca artık kurumsal bloglar için en önemli fonksiyonalitelerden biri haline gelen, yorumların oylanabilmesi ve yorumların aldığı puana göre yazının altında sıralanması bu projenin başarısı açısından çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu arada çok ufak bir detay gibi gözükse de paylaş fonksiyonalitesinin blog dünyasının çok içinde olmayan bir şekilde (çok kullanılmayan ve açıkçası başarılı olmayan bir plugin ile) çözülmüş olması, kanaat lideri dediğimiz ve blog stratejilerinde çok önem verdiğimiz bir kitle üzerinde Turkcell bloğu hakkında negatif bir algı yaratacaktır. Bu yüzden bu gibi ufak detayları en iyi şekilde çözümleyebilecek ekiplerin proje içerisinde yer almasında ciddi önem bulunmaktadır.
Bloglarda teknik (IT tarafında) olarak çok ciddi bir konu genelde öne çıkmaz. Sanırım Turkcell gibi bir şirkette bazı duyuruların veya havuçların (hediyelerin) hosting konusunda çok büyük trafik getirebileceği konusunda şirkette bilinç vardır ve altyapı bu tarz durumlar için hazırdır.
Blogda WordPress kullanılmış, ama burada, Çağatay’ın Webrazzi’deki yorumu üzerinde durmakta fayda var;
Turkcell blogunda bir şey dikkatimi çekti. Açık kaynaklı wordpress altyapısını kullanmasına rağmen blogun herhangi bir yerinde wordpress kullanıyoruz ibaresine rastlayamadım.Copyright © TURKCELL yazıyor…
Blog lisanslama konularında lisanslama kurallarına uyulmaması, hem şirketleri gereksiz yere lisans ihlali durumuna düşüleceği gibi, hem de iletişim açısından da markaya ve sosyal medya çalışmalarına ciddi zararlar verecektir.
Blogdaki metin yazarlığındaki profesyonellik ve web diline uyum ilk aşamada gayet başarılı. Ayrıca blog yazılarına gelen yorumlar, bloğun interaktivite sağlayabildiğini gösteriyor.
3) İletişim Tasarımı
İletişim süreçlerinin tasarımı kurumsal bloglarda yönetilmesi en zor konuların başında gelir. Özellikle şirket çalışanlarının da yazı yazdığı bir blogda, yazarın kendi yazısıyla ilgili yorumlara zamanında cevap veremeyeceği durumlar olacaktır, bunların sitedeki interaktiviteyi köreltmemesi açısından konulara hakim blog editörlerinin yorumların geliş akışına göre planlanarak, interaktiviteyi her zaman canlı tutması gerekecektir. Bu konunun zorluğunu ve maliyetlerini bilmekle beraber Turkcell’in burada iyi bir interaktivite sağlayabileceğine inanıyorum.
Yazı sıklığı planlaması daha profesyonelce yapılmalı diye düşünüyorum, blog ilk açıldığı gün beş yazı girilmesi, sonra 3 gün yazı girilmeyip, ayın 4ü ve 6sında birer yazının girilmesi, bende bu konuda ciddi bir planlama ve hazırlık yapılmadığı intibası yarattı. Umarım bu projeye girerken önden bir hazırlık yaparak, yazılar çalışılanlardan alınmış ve bunları alma zamanlaması ve zorluğu öngörülerek, gerçekçi bir frekans en azından ilk 3 ay için belirlenmiştir. Turkcell kadar iletişime yatırım yapan bir firmanın kurumsal bloğunda en azından günde bir yeni içeriğin yayınlanması gerektiğini düşünüyorum. Turkcell’in bu blogla hedeflediği kitlenin büyük bir bölümünün de beklentisinin bu yönde olacağına inanıyorum.
Ayrıca Blog Yönetimi süreç haritasının çıkarılmasının da Turkcell gibi birçok bölümün içinde olacağı bir projenin sağlıklı olarak yürüyebilmesi açısından bir gereklilik olacağını düşünüyorum.
4) Bilgi Tasarımı
Kategorilerin blogda muhakkak olması gerekirdi diye düşünüyorum. İlk taslak olsa da, hem planlama açısından hem de neler paylaşılmasının planlandığının iletişimin yapılması açısından faydalı olurdu diye düşünüyorum. Enformasyon mimarisi açısından bu kategorilerin yukarıda belirttiğimiz ihtiyaçlar doğrultusunda doğru olarak seçilmesi büyük önem taşıyacaktır. Sanırım altında hiç yazı çıkmayacak diye şu an eklenmemiş olabilir, umarım en kısa zamanda yazılar belli kategorilere bölünür.
Bilgi aktarımında görsellerin kullanılması genelde bir avantaj olarak görülse de, blogda kullanılacak imajların kalitesinin arttırılabileceğine inanıyorum. Bunun da okunma istatistiklerine pozitif yansıyacağını düşünüyorum. Arayüz tasarımları ve navigasyon tasarımları projenin bu adımında çok gerekli görülmemiş olsa da projeyi ileri doğru taşırken bu noktalara çok dikkat etmek ve geliştirmeler yapmak gerekecektir.
5) Görsel Tasarım
Tasarım Turkcell’in web sitelerinde kullanılan çizginin bayağı altında kalmış. Her zaman projelerde tasarım dışındaki adımların önemine değinen birisi olmama rağmen, böyle bir projede tasarımın bu kadar göz ardı edilmemesi gerekirdi diye düşünüyorum, özellikle de Turkcell gibi bu konuda gerekli insan kaynağına ulaşabilecek bir şirket için tasarım ilk intiba açısından çok başarılı gözükmüyor.
Turkcell’i ve proje içerisinde yer alan ekipleri tebrik ediyor ve bu yeni başladıkları projeyi Türkiye’de kurumsal bloglara örnek teşkil edecek bir noktaya taşımalarını diliyorum. Bu arada kurumsal blog açan tüm şirketlerin, kurumsal bloglarıyla ilgili metrikleri yakından takip etmelerini tavsiye ediyorum (bu metriklerin listesine buradan ulaşabilirsiniz).
Bu yazı MarkaStrateji.com için hazırlandı.
Kurumsal Bloglarda ölçüm metrikleri
Posted on | September 9, 2009 | 1 Comment
Sonunda Türkiye’de kurumsal blog projeleri biraz ivme kazanmaya başladı. Vodaco olarak, kurumsal blogunuzda takip etmeniz gereken tavsiye ettiğimiz ölçüm metrikleri (performans göstergeleri) aşağıda sizinle paylaşmak istedik. Ayrıca bu setten en önemlilerini proje ekibi dışında, şirket içerisinde üst yönetimle ve diğer çalışanlarla da paylaşılmasının, kurumsal blog projesinin yönetimi ve iletişim açısından da büyük önemi, vardır.
Blog – Yayınlama Metrikleri (Publishing)
- Ortalama Blog yazı uzunlukları (kelime sayıları)
- Bloga yazı yazma frekansı (aylık yazı sayısı)
- Yazar sayısı (işi olarak / gönüllü yazar sayıları)
Blog – İlgi Metrikleri (Community)
- Yazı bazında sayfa ziyaretleri ve Tekil ziyaretçi sayıları
- RSS aboneleri ve site üyeleri sayıları
- Blogda geçirilen süre (ziyaretler * ortalama zaman)
- Yorum sayısı / tekil ziyaretçi oranı
- Yorumcu / toplam üye oranı
- Blog’a gelen link sayısı
Blog – İletişim Metrikleri (Conversation Index)
- Yazı başına ortalama yorum sayısı (kaliteli yorum sayısı)
- Yazı başına ortalama trackbacks sayısı
- Toplam yorum sayısı (kaliteli yorum sayısı)
- Aylık yeni yorumcu sayısı
- Blogdan şirket sayfasına giden trafik
Blog – Arama Motoru Etkinlik Metrikleri (SEO)
- Google Page Rank
- Alexa Rank
- Site adı için arama hacmi
Bu metriklerin bazıları bu konularda derinine tecrübesi olmayanlar için hem anlaşılması, hem de takip edilmesi açısından gerçekçi olmayabilir. Dolayısıyla kurumsal blog projelerinizde bu metriklere hakim ekipler ile çalışmanızı tavsiye ederim.
Telefonum çalındı
Posted on | September 7, 2009 | 1 Comment
Kimsenin başına gelmez umarım, ama gelirse aklınızda bulunsun, telefonumu çaldırmaktan çıkardığım dersler;
1) Hayatta bir daha hiç bir telefonu Akbank Wings kartıyla alma, Garanti Shop&Miles ile almış olsaydım telefonumu; şu anda çalınmaya karşı sigortalı olacaktı, gerçekten burada faka basmışım L (Ben de dahil, Garanti madurlarına duyrulur)
2) Telefonu aldığın anda IMEI numarasını sağlam bir yere kopyala
iyi ki bunu yapmıştım, çünkü telefonum daha ilk haftadan çalındı
3) iPhone’u (ve diğer “smart phone”ları) şifresiz kullanma
twitter, facebook, mail v.b. hesaplarımdan garip şeyler gelirse şaşırmayın, ben değilim L
4) Hemen telefonu operatöründen kapattır (bunu yaptım en azından)
5) Karakola IMEI numarasıyla hemen tutanak tuttur.
Burası en acılı bölüm. Aslında IMEI ile telefon anında bulunabilecekken, süreç şöyle işliyormuş, karakol tutulan tutanağı zaman bulursa (sözde bir-kaç güne) savcılığa yolluyormuş. Savcılıkta dosya sıkışıklığı varmış ve operatörlere bu bilginin ne zaman yollanacağı belirsizmiş (Hatta bazen 3 ayı bulabiliyormuş). Ben bari süreci takip edeyim diye dosya numarası istediğimde karakol bir numara veremeyeceğini, hatta tuttuğu tutanağın bir kopyasını bile kurallar gereği benimle paylaşamayacağını söyledi (bu bilgi doğru ve yasal mıydı onu çözemedim?). Sürecin böyle yavaş işlemesi de telefonun ikinci elde satılabilmesini sağlıyor, gerçekten acıklı bir Türkiye gerçeği de buradan çıktı. (Bu arada savcılığa direk de başvurulabiliyormuş)
6) Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’na 0312 232 2323 nolu telefondan ulaşıp, IMEI ile çalıntı ihbarı yapıyorsunuz. 1-2 gün içerisinde (umarım) telefonda verilen bilgilerin ilgili GSM İşletmecisi tarafından doğrulanmasından sonra cihaz sorgulamada, çalıntı cihaz durumuna dönüşerek cihazın haberleşmeye kapatılması işlemi gerçekleşiyor. http://www.mckstk.gov.tr/node/18
Başbakanımıza açık mektup – YouTube yasağı kalksın
Posted on | July 31, 2009 | No Comments
“Youtube Yasağı” hakkında daha önce de bloğumda fikirlerimi paylaşmıştım. Daha önce bahsedilenler dışında, pazarlama konusunda da ülke olarak neler kaybettiğimizi düşündükçe, bu sektörden birisi olarak her geçen gün daha da üzülüyorum. Dolayısıyla bu konuda başbakanımıza açık bir mektup yazmak istiyorum.
Sayın Başbakanım,
Artık bu gereksiz yasağın kalmasında aktif rol almanızı istiyorum. Bu yazımda yasağın gereksizliğinin sebeplerine girmek istemiyorum, çünkü bunlar basında detaylıca işlendi. Asıl odaklanmak istediğim, bu konunun Türkiye’ye zararı.
Bu yasağın ülkemize zararını üç ana başlıkta toplayabiliriz;
1) Türkiye Markası, Ülke İtibarımız, ve Turizm Sektörümüz
Youtube yasağı yüzünden ülkemizin itibarı zedeleniyor ve birçok yatırımla iyileştirmeye çalıştığımız Türkiye markası; anti-demokrat, insan hakları karşıtı bir algıya doğru kayıyor. İddia ediyorum ki, YouTube yasağı batılı ülkelerdeki gençlerin üzerinde “Midnight Express” filminin Türkiye’nin imajının üzerinde bıraktığı hasarından çok daha büyük bir etki bırakıyor. Ayrıca, bu imaj probleminin, turizme etkisinin turizm sektör dernekleri tarafından incelenerek, buradaki zararın sayılara dökülmesinde fayda görüyorum. Gönül isterdi ki turizm sektöründekiler, ve özellikle de Türkiye tanıtımı adına çalışmalar yapan ekipler, bu konularda sizi daha iyi aydınlatabilseydi.
2) Bilgi Çağı ve Eğitim politikalarımız
Bilgi çağında dünyanın en zengin bilgi kaynağına ulaşımı zorlaştırmanın, hiç bir affedilir durumu yok. İsterseniz YouTube’un %95 eğlence amaçlı olarak kullanıldığını iddia edin, ama geri kalan bir bölüm var ki; o genclerimizin dünya çapında gelişmesinde, büyük ve küçük şirketlerimizin dünya arenasında daha rekabetsel olabilmelerinde ciddi fayda sağlıyor. Unutmayın ki bilgi çağında eğitimin en önemli kriterlerinden biri; gerekli bilgiye en kısa zamanda ulaşabilmek. YouTube’u yasakladıktan sonra eğitim yatırımlarımız ve politikalarımızdan bahsetmek biraz yavan kalıyor. Gönül isterdi ki eğitim sektörü dernekleri ve ileri gelenleri bu konularda sizi daha iyi aydınlatabilselerdi.
3) Marka Oluşturma ve Pazarlama Sektörümüz
Bu topraklardan bir marka çıkar mı? Youtube’u kısıtlayarak, çıkması bayağı zor. Marka yaratmak açısından zaten sizin de bildiğiniz gibi birçok yapısal eksikliklerimiz var. Ama bir de bunların üzerine, pazarlama ve marka yaratma konusunda en önemli araçlardan biri olan, pazarlama iletişiminin en yoğun şekilde yapıldığı mecralardan birinden Türk şirketlerini, hem de rakiplerimiz tarafından değil, kendi kararımızla mahrum etmek, iş dünyamız açısından çok acı bir karar. Markalarımız zaten geride oldukları yarışta, artık diğer ülke markalarıyla dezavantajlı bir şekilde savaş vermek zorundalar. Pazarlamada hızla ilerlemeleri gereken yolda, yol tıkalı olduğu için, atı alanın Üsküdar’ı geçmesini, elleri kolları bağlı seyretmek zorundalar.
Sektörde; “Youtube o kadar da önemli mi? Daha bir çok site var, hatta Vimeo gibi özellikleri daha da gelişmiş siteler var, buralarda da proje geliştirilebilir” diyebilenler olabiliyor. Fakat konu, pazarlama açısından pek de öğle değil. Videoların izlenebilirliği açısından dünyanın en büyük komünitesine sahip YouTube’un dışında geliştirilen projeler, ulaşılma, dolayısıyla da interaktif iletişim dediğimiz noktalarda maalesef diğerleri ile aynı şanslara sahip olamıyorlar. Gönül ister di ki pazarlama sektöründekiler bu konularda sizi daha iyi aydınlatabilseydi.
Evet siz de söylüyorsunuz, YouTube’a Türkiye’den rahatlıkla birçok kişi girebilmekte, ama inanın doğru çözüm bu değil. Evet bir bölümümüzün girmesi, hiç girilmemesinden daha iyi, ama yukarıda bahsettiğim sorunlar hala geçerli ve hala ülkemize ciddi zarar vermekte. Bu sorunları yaşayan sektörlerin sizi doğru şekilde yönlendirememesinde, sektörlerde bu konularda olan bilgi eksikliğinin de önemli rol aldığına inanıyorum. Maalesef, yeni gelişen bu teknolojilerin sektör önde gelenleri tarafından hızla stratejik açıdan anlaşılması ve buradaki zararların onlar tarafından da net görülebilmesi pek mümkün olabilecek birşey değil.
O yüzden bu satırları yazmamın gerektiğini düşündüm. Burada hızlıca özetlemeye çalıştığım konularda derinine de bilgi vermeye ve zararı sayılarla ve daha detaylı anlatmaya hazırım.
İlginizi alabildiysem bu yazıyla, bana ayırdığınız zaman için teşekkür ederim.
Mehmet Subaşı
41? 29!, Arvento, Pagi Shop ve Rafinera Endeavor Ülke Adayı seçildi
Posted on | July 17, 2009 | No Comments
Endeavor girişimci adayları belli oldu. Değerlendirmeye alınan yedi şirket arasından 41? 29!, Arvento, Pagi Shop ve Rafinera Endeavor Ülke Adayı seçildi.
Öncelikle 41?29! olmak üzere tüm adaylara tebrikler. Umarım adaylar Endeavor’un da desteği ile şirketlerini daha ileriye taşıyabilirler.
Tüm Metin; Endeavor – Endeavor Türkiye 2009 Yaz Girişimci Adayları belli oldu. (16 Temmuz 2009).
keep looking »








